Günün Sözü

"Dünya, hayatına insansız başladı, hayatını insansız sona erdirecek."
Claude Lévi Strauss

8 Aralık 2009 Salı

Açılım-Tasfiye ikileminde Washington zirvesi

Sernur'un Notu: Bir imzalık yazı daha. Sayın Cemil Erteme ayrıca bilgi paylaşımıına verdiği değer ve inceliğinden dolayı da teşekkür ediyoruz.

Türk başbakanlarının, şimdiye değin, Amerika ziyaretleri, resmî ve diplomatik çerçevede,“karşılıklı çıkarların ve “stratejik ortaklığın” gereklerinin konuşulduğu buluşmalar olarak sunulsa da, gerçekte Amerika’nın Türkiye’nin bulunduğu bölgeye ilişkin çıkarlarının ve isteklerinin tekrarlandığı, vurgulandığı zirveler olmuştur. Ancak hem Obama’nın, başkan olduktan hemen sonra, yaptığı Türkiye ziyareti hem de Erdoğan’ın Obama ile Washington buluşması, birçok açıdan, şimdiye kadar olanlardan çok daha farklı bir özellik taşıyor. Bu farklılık bize Amerika’nın yeni politik hattını anlatıyor. Bu yeni politik hat, ikinci savaş sonrası başlayan Amerikan hegemonyasına dayalı düzeni bitiriyor. Artık Amerika’nın kontrollü bir güç devri ve küresel yeni bir iktidar oluşumuyla karşı karşıyayız.


1929 krizini izleyen içe kapanma, Britanya’nın geri çekilme ve Avrupa’da faşizmler dönemi, Roosevelt’i Pax-Americana’ya ikna etmişti.

Pearl Harbor, Roosevelt için Amerikan milliyetçiliğine dayanan yeni emperyalizm en önemli sıçrama tahtası oldu. Truman doktrini ve silahlanma 1950’lerden başlayarak “yeni ABD emperyalizmini” inşa etti.

Bu yeni emperyalizm, Sovyetlerle birlikte, 1989’a kadar devam eti. Aslında, 1989’da duvarın çökmesiyle, fiili olarak biten soğuk savaş, yeni Amerikan emperyalizmini de bitirmişti. Clinton iktidarı, Gorbaçov’dan farklı olarak, bu çok önemli değişimin farkında olamama ve doksanlı yılları “harcama” iktidarıdır.

ABD’nin “küresel” iktidarı, Britanya gibi sermaye üreten ve ürettiği bu sermaye üzerinden imparatorluk olarak yayılan bir hegemonik iktidar değildi. N. Ferguson, kelime oyunu yaparak, Britanya’nın hegemonyasını “hegemoney” olarak niteler. Yani “para” üreten ve ürettiği oranda da ayakta kalan bir imparatorluk hegemonyası. Oysa ABD emperyalizmi daha Vietnam batağında, ekonomik bir güç olarak değil, tehdide dayalı bir silahlı güç olarak var olabileceğini göstermişti.

1970’li yıllar bitişin ve krizin başlangıcıydı. Neoconlar, Latin Amerika’da faşist darbeleri ve Ortadoğu’da savaşı kışkırtmanın tek çare olduğunu keşfetmişlerdi. Rumsfeld, 1984 martında, Reagan’ın özel temsilcisi olarak, Bağdat’a uçtu ve Saddam Hüseyin’e İran’a saldırması konusunda ABD’nin tam desteğini verdi. Dört yıl sonra da ABD, Saddam Hüseyin’e K.Irak’ta Kürtleri katletmesi için 1 milyar dolardan fazla doğrudan destek verdi. Reagan doktrini, ilkönce karışıklık sonra sıcak savaş ve müdahale eşliğinde üçüncü dünyanın neoliberalizme “açılmasıdır.” Ancak burada bir sorun vardı; doğrudan müdahale için “düşman” ortada yoktu. Bush iktidara geldiğinde, Roosevelt’ten daha şansızdı; çünkü ortada ne Sovyetler ne de Pearl Harbor vardı. İşte 11 Eylül ikisini de sağladı. Chaney, Rumsfeld ve Wolfowitz’in yaklaşık 15 yıldır savundukları yeni emperyalizmin son atağı Irak’tan başlayabilirdi. Ama bu oyun, daha 1970’lerde biten bir hegemonyanın son hamlesiydi ve ulus-devlet emperyalizmi son kozunu Irak işgaliyle oynadı ve yenildi. Yenilgisi 2008 Krizi’yle de adeta tasdik edildi.

Bush iktidarı, son ulus-devlet emperyalizminin temsilcisi olarak, “küreselleşme” sözcüğünden “küreselleşme karşıtları” kadar rahatsız olmuştur. Bush’a göre 90’ların yanlışı, Amerikan çıkarlarına öncelik vermeyi Amerika’nın unutmasıdır. Neoconlara göre küreselleşme, “Başkanın tercihlerini kısıtlayıp Amerikan nüfuzunu sulandıran pek çok kuralın yaratılmasıdır” (Arrighi, 2007: 198) Şimdi küreselleşmenin boğazına basan neocon iktidarı artık yok. Bu çok önemli bir değişim. ABD, karşılıksız para, savaş makinesi ve yeni Iraklarla yoluna devam etmeyecek. Yeni küreselleşme, ABD’nin küreselleşmeyi batırdığı yerde yani Ortadoğu ve Türkiye’de başlıyor. İşte dünkü Erdoğan-Obama zirvesi bu başlangıcın adımlarından biridir. Dış politika uzmanı Sernur Yassıkaya, bu zirve hakkında şu çok önemli tanımlamayı yapıyor: 7 Aralık zirvesi açıktır ki Türk-ABD ilişkilerinin Soğuk Savaş dönemindeki tek boyutlu ilişki çerçevesinden çıkarak, sivil siyasetin belirleyici olduğu çok boyutlu bir niteliğe yükseldiğinin de ifadesi olacaktır.

Siyasetin, bütün bu coğrafyada, neoconların ortağı militarist-ulusalcı güçlerden temizlenip sivilleşmesi elbette kolay değil. Türkiye ve bölge çok önemli, tarihsel günlerden geçiyor.

ABD’nin köklü ve tarihsel politika değişikliğine Türkiye’de iktidar partisi cevap veriyor. Ancak sivilleşme ve demokratikleşmenin olabilmesi ancak bölge halklarının siyasi iradesiyle olur. Bu olmazsa, açılım tabii ki tasfiyeye dönüşür. Ancak tasfiyenin sorumlusu, açılımı derinleştirme konusunda siyasi irade oluşturamayan demokrasi güçleri olur.

Cemil Ertem - Taraf - 08.12.2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder