Günün Sözü

"Dünya, hayatına insansız başladı, hayatını insansız sona erdirecek."
Claude Lévi Strauss

14 Aralık 2009 Pazartesi

Siyasetin Yükünü Anayasa Mahkemesine Yüklemek

Geçtiğimiz Cuma günü Anayasa Mahkemesi, kurulduğu günden bu yana 26. Parti kapama kararını aldı. DTP’nin Anayasa Mahkemesi üyelerince oybirliği ile kapatılması, özellikle söz konusu partinin kendisini, PKK terör örgütü ile söz ve eylem bazında ayrıştıramaması, Kürt vatandaşlarımızın demokrasi ve eşitlik taleplerini, iki halkın birliğine kasteden bir terörist liderin çıkarlarına ve kaderine bağlayarak sivil siyasetin alanını daraltmasının oluşturduğu provokatif söylem ve eylemlerin öncelikli sebep olduğu söylenebilir. Bu provokatif söylem ve eylemler, statüko duvarına çarptığında daha önce 25 kez tecrübe edilmiş bir durumun ortaya çıkacağı da DTP’lilerce bilinmekteydi. Ama bu demek değildir ki, Türkiye’de siyasal partilerin kapatılmasını engelleyecek tam anlamıyla bir demokrasi alanı mevcuttur ve karar eleştirilemeyecek kadar sarihtir. Bu noktada son üç gündür yeterince eleştirilen Anayasa Mahkemesinin kapatma kararına ek bir eleştiri getirmek yerine, bir başka sorunlu yaklaşıma dikkat çekmek istemekteyim.


Türkiye’de demokratik açılım sürecini önemseyen ve destekleyen kitlelerce “istenmeyen ama bir şekilde beklenen bir sonuç” olan kapatma kararında günahın bir kesiminin de Türkiye’deki siyaset kurumlarına özellikle iktidara ait olduğu da açıktır.

Kimi köşe yazılarında ve siyasilerin ifadelerinde görüldüğü gibi, siyaset son iki yılda atmadığı adımların hesabın tümü, Anayasa Mahkemesine kesilmek istenmekte, demokrasinin etrafından dolanarak, iyi niyetle de olsa, bir hukuki hüllenin Anayasa Mahkemesince gerçekleştirilmesi istenmektedir. Özellikle AK Parti’den ve demokratik açılım sürecini destekleyen ve yargının siyasallaşmasına karşı çıkan demeç sahiplerinin, haklı gerekçeleri olsa da, bir kısmından Anayasa Mahkemesinden bir siyasal rüşvet istenmesine varan talepler ironi oluşturmaktadır.

Bu noktada Anayasa Mahkemesinin mevcut anayasa ve yasalar çerçevesinde görev yaptığı unutularak ve görmezden gelinerek, DTP’ye 2 yıl önce açılmış bir kapatma davası süresince iktidar partisince atılmayan adımlar unutulmakta hatta halının altına süpürülmektedir.

Hâlbuki Mehmet Altan’ın bugünkü yazısında ifade ettiği gibi 12 Eylül Anayasası ve bağlantılı yasalar değişmeden Türkiye’de gerçek anlamda bir demokratikleşme ve özgürleşme ortamından söz etmek mümkün olamayacaktır.

AK Parti gibi kendisi de haksız bir kapatma davası ile karşı karşıya kalmış bir siyasal partinin ve iktidarın, iki yıl boyunca parti kapatmayı zorlaştıran, partilerin kurumsal yapısını demokratikleştirecek adımları atmaması oldukça düşündürücüdür. Bu durum bir taraftan AK Parti’de Kürt meselesine ve demokratikleşmeye dönük ikircikli bir yapının varlığını gösterirken, ki geçtiğimiz hafta kimi iktidar partisi mensuplarının ifadeleri bu yorumu güçlendirmektedir, diğer taraftan kurulmasının üzerinden 8 yıldan fazla zaman geçen AK Parti’nin günlük hareket eden ve uzun erimli siyasal reflekslere/vizyona sahip olmayan henüz emekleme devrinde bir siyasal yapı olduğunu da gözler önüne sermektedir.

Temmuz ayında başladığı bizzat Başbakan tarafından ilan edilen (ki Başbakan o gün sürecin Aralık sonuna kadar sonuca ulaşmasını savunmaktaydı) ama hala retorik seviyesinde seyreden Demokratik Açılım sürecine, hem muhalefetin hem de PKK çizgisinin engellemek için ellerinden geleni yaptıkları açıktır. Ne var ki AK Parti iktidarı söz konusu engelleri aşmak ve inisiyatifi ele almak için bilinenler ötesinde herhangi bir icraatta bulunmaması da düşündürücüdür.

Başbakan Erdoğan’ın kendisine her mikrofon uzatıldığında açılım sürecinin ne pahasına olursa olsun devam edeceğine yönelik beyanlarına rağmen, hala daha hangi adımların atılacağı ve uygulanacak takvimin açıklanmaması, siyasal alanda büyük bir boşluk ve belirsizlik ortamı oluşturmaktadır. Bu boşluk ve belirsizlik ortamı ise demokrasi karşıtı güçlere gündemlerini uygulayabilecekleri ve iki halkı birbirine kışkırtacak psikolojik ortamı hazırlama imkânı sunduğu görülmektedir. Bu çerçevede belirli bir iki isim dışında, AK Parti’nin adeta sessizliğe bürünmesi ve tepkilerin çoğunun Anayasa Mahkemesine yönelmesi oldukça sorunlu bir tavrı oluşturmakta ve demokratik açılım sürecini geleceğini kuşkuya düşürmektedir. Açıktır ki AK Parti’nin bir an önce inisiyatif alarak demokratik açılım sürecini ete kemiğe büründürmesi ve Kürt kökenli vatandaşlarımıza kaderlerinin DTP/PKK çizgisine bağlı olmadığını ifade etmesi gerekmektedir. Siyasetin ve demokrasinin yükünü Anayasa Mahkemesine yükleyerek sorumluluklarımızdan kurtulamayız. Son söz, “Lafla Peynir Gemisi Yürümez!”



Sernur Yassıkaya
14.12.2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder