Sernur'un Notu: Altına imza atacağım bir yazı, tşk.ler Erdal Güven
Bir durum muhakemesi yapmanın zamanı geldi. Çıkış noktamız şu olmalı: Beceremiyoruz. ‘Açılım’ bize bol geliyor. Elimize yüzümüze bulaştırıyoruz. İktidarıyla, muhalefetiyle, sivil toplumuyla, medyasıyla.
Ve Serap da öldü işte. İstanbul’da bir belediye otobüsüne atılan molotofkokteyliyle. Daha 17 yaşındaydı. Serap’tan bir gün önce de Aydın öldü. Diyarbakır’da. ‘Nereden geldiği belirsiz’ bir kurşunla. Daha 23 yaşındaydı.
İtiraf edelim. Hep beraber. ‘Açılım’ yönetilemedi.
İdare bile edilemedi. Planlanamadı. Organize edilemedi. Anlatılamadı. Anlaşılamadı. Ucuz politikaya malzeme yapıldı. Tahrike açık hale getirildi. Açılalım derken dağılıyoruz. İzmirliler ‘faşist’ ilan edildi. ‘Bölücüler’ yine sokağa döküldü.
Dönüp baktığımızda, ‘açılım’ uğruna iktidar partisince ortaya konmuş bir siyasi kararlılıktan başka bir veri yok.
O da yetmiyor, yetmez. İradeyle, cesaretin yanına aklı koyamadılar çünkü. Süreci, önemiyle orantılı bir ciddiyetle, titizlikle ele alamadılar.
Başından beri şu gerçeği göremedi ya da görmek istemedi iktidar partisi: Türkiye Cumhuriyeti bugün hâlâ ‘Kürt sorunu’nda debeleniyorsa, anti-demokratik yapısını bir türlü kıramadığı için. Türkiye için Kürt sorunu, her şeyden önce bir demokrasi sorunu ve Türkiye tam demokratikleşmeden Kürt sorununu da çözemez.
Ayrıca her iki yönde atılması gereken adımlar siyasi lütuf değil, demokratik haktır. O yüzden her ne kadar aksi iddia edilse de ‘Kürt açılımı’nı, demokratikleşme sürecinden ayrı ele almak, siyasi ve toplumsal kutuplaşmalar dahil gerilimlere kapı aralayıp pratik adımları güçleştireceği
gibi sonuca da hizmet etmez, etmeyecek.
Peki muhalefet gördü mü bu gerçeği? Ne gezer.
İktidarın yanlışlarını düzeltmekle değil, yüzüne vurup altını oymakla iştigal etti muhalefet.
Daha önemlisi ya DTP? Hadi canım siz de. Türkiye’nin demokratikleşme sorununa yalnız ve yalnız ‘Kürt açılımı’nı kerteriz alarak, üstelik da at gözlüğü takarak bakmasının bedelini ödüyor DTP; Türkiye’ye de ödetecek. Bu ülkenin ezici çoğunluğu için bir nefret figürü konumundaki Öcalan’ı ısrarla muhatap olarak dayatmaya çalışmaktan başka aklımızda kalan bir şey
var mı DTP’den duyduğumuz. Ya da Habur’daki şov dışında bir icraatı? Sonunda metrekare hesabına kadar düşürdüler işi. Gazeteci soruyor, “Öcalan’ın hücre koşulları AB ve BM standartlarının da üstünde deniyor...” DTP’li vekil yanıtlıyor: “Mesele o değil arkadaşlar.” Nedir
mesele o zaman? Yanıt yok.
Ne diyordu akademik kariyerini ‘çatışma çözümü’ne adamış politik psikolojinin önde gelen ismi Prof. Vamık Volkan: “Eğer bir Kürt vatandaş, Öcalan’ı kendisinin kahramanı olarak görürse, bu onun bileceği bir şey.
Öcalan’ın başlattığı süreç ölümlerle dolu... O, o sürecin sembolü. Öyle bir dönemin sembolünü barışçıl bir sürece sokarsanız millet allak bullak olur. O zaman konuşma durur. Kesinlikle Öcalan bu sürecin içine girmemeli.”
Ne duydu ne de duymak istedi bu türden uyarıları DTP.
Bol bol atıp tuttuk. Kuzey İrlanda’dan, Bask’tan söz ettik. Ama gerçekte ne kadar biliyoruz o topraklarda olup bitenleri? ‘Hayırlı Cuma Anlaşması’nın nasıl bir süreç sonrasında ortaya çıktığını ve sonrasında nasıl güvenceye alındığını... IRA’nın, Sinn Fein’in askeri kanadı olarak, tersi değil, sürece nasıl dahil edildiğini...
Öte yandan, Herri Batasuna’nın neden ve nasıl kapatıldığını, AİHM’nin İspanya yargısının kararına neden ‘gık’ bile diyemediğini biliyor muyuz mesela?
Peki bitti mi ‘açılım? yoksa? Ne münasebet! Böyle bir seçenek olamaz, olmaması gerekir. Bu siyasi kadrolarla olmazsa, başka siyasi kadrolarla, ama mutlaka.
Başarısızlığın bir seçenek olamayacağı, olmaması gerektiği bir süreç bu. Yoksa ne Aydın son olur ne Serap...
Erdal Güven - Radikal - 08.12.2009
Günün Sözü
"Dünya, hayatına insansız başladı, hayatını insansız sona erdirecek."
Claude Lévi Strauss
Claude Lévi Strauss
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder