Sayın Rıza Türmen, AİHM eski yargıcı, ABD’de Woodrow Wilson Merkezi’nde ‘İnsan Hakları ve Dış Politikada Türkiye’nin İstikameti’ konulu konferansında, Türkiye’nin AK Parti hükümeti ile demokratik otoriter bir yönetime savrulduğunu, İslamileştiğini ve gelecek 20 yıl için umut dolu olmadığını, Türkiye’nin Batı’nın bir üyesiymiş gibi davranmadığı vaaz buyurarak, Türkiye içinde ve dışında bir grubun duymak istediklerini birer birer sıralamış…
Nereden başlasak, neresinden tutsak bilmiyorum ama ilk soru, gelecek 20 yıla bakmadan önce sormak gerekiyor; geçtiğimiz 20 yılda Türkiye ne zaman demokrasiyi tam özümsemişti ki, şimdi bir geriye gidişten bahsediyoruz?!? olmalıdır. Hadi Türmen’in deyimiyle söyleyelim, ki ben bu yoruma katılmıyorum, Türkiye geçen süre zarfında “bürokratik-otoriter” zihniyetten, “demokratik-otoriter” zihniyete doğru yol almıştır. Böylesi bir durum dahi bir gelişmeyi göstermektedir. AK Parti’nin hiç mi yanlışları yoktur, elbette vardır ama ana sebep 1982 Anayasasıyla çerçevesi çizilmiş Türkiye’deki siyasal ve toplumsal yapının varlığıdır. Bir hukuk adamı olarak sayın Türmen de eminim ki 1982 Anayasasının değiştirilmesini destekleyecektir. Ne var ki, hiç olmazsa ikincisinde (demokratik-otoriter) egemenliğin kaynağı bir şekilde millete ve sandığa dayanmaktadır, ya diğeri? Atanmışların sorumsuz, hesap sorulamayan ve hatta kusuru olmayan; kendi insanına psikolojik savaş uygulayan, umursamayan bir yapı! Keşke sayın Türmen tüm yargıçlar 28 Şubat günlerinde Genelkurmayın salonlarında toplanıp, brifingler verildiğinde de yargının bağımsızlığı elden gidiyor diyebilseydi...Seçilmiş iktidar için atıp tutmak serbest ama askeri bürokrasiye/bürokratik yargı zihniyetine gelince "dut yutmuş bülbüle dönülüyor" ne hikmetse?!? Danıştayın son açıklamasına bakıldığında, yargı'nın her türlü kararı eleştiriden muaf olacak, tartışılmayacak; böyle bir zihniyet, otoriter değil de nedir? Bunu da eleştirse ya sayın Türmen Washington’da! Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu... Hele ki Ergenekon Davasını içindeki tüm vakıalardan soyutlayarak sadece muhalefete baskı amacıyla oluşturulmuş soyut bir kavram olarak nitelemek, sayın Türmen'in kimliğini taşıması gerektiği Adalet kavramını ayaklar altına alan bir tanımlamadır. Sayın Türmen'e göre iş dünyası İslamileşiyormuş? Bunu hangi veriye ve gözleme dayanarak söylemektedir. Acaba kastetdiği Anadolu şehirlerinden yükselen ve muhafazakâr niteliklere sahip ama liberal ekonominin kuralları çerçevesinde hareket eden, Türkiye'deki özel sermaye yapısını değiştiren ve bürokratik-otoriteryanizmin elini zayıf düşüren, ekonomik gelişme midir? Kusura bakmasın sayın Türmen ama böyle bir sosyolojik gelişmeyi, ters takla attırarak "İslamileşme" olarak sunmak, yeni Türkiye'yi anlamamak ve anlatmama çabasında yapılmış bilinçli bir çarpıtmadır.
Sonuçta görülmektedir ki sayın Türmen'in ABD'de ki konferansı son birkaç haftadır giderek yoğunlaşan ve Türkiye'nin iç ve dış statükolarının korunmasına yönelik bir lobi faaliyetinin yeni halkalarından birisidir. Ama bununla beraber Türmen'in şu ifadeleri, kendisinde de bir kafa karışıklığı yaşandığını göstermektedir: “Hükümetin doğru yolda olduğunu düşünüyorum. Kürt sorununa bir çözüm bulunmalı, bu çözümün silahla gelmeyeceği açık. Hükümet de kapsamlı bir yaklaşım geliştirme çabası içinde. Sadece bu değil, Ermeni meselesinde kazanılanlar da önemli, bu da doğru bir hamleydi.” Son derece kritik olan bu konular üzerine giden bir hükümetin nasıl oluyor da Türkiye'yi İslamileşmeye ve otoriteryan bir yönetime kaydırdığı iddia etmek, çok can alıcı bir sorudur. Sadece Kürt meselesinin çözümü dahi ki beraberinde Alevi meselesinin çözümü de getirecektir, Türkiye'de özgürlük alanlarının genişlemesinden başka bir sonuca çıkmayacaktır. Böylesi bir gelişme Türkiye'yi önümüzdeki 20 yılda liberal demokrasiye daha çok yakınlaştıracaktır! Tam aksi bir gelişme ise sayın Türmen'in de arzulamadığını düşündüğümüz, bürokratik-otoriter iktidarın geri dönüşüne sebep olacaktır ki, bunu sayın Türmen de istemez, değil mi?
Sernur Yassıkaya
04.12.2009
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder