Günün Sözü

"Dünya, hayatına insansız başladı, hayatını insansız sona erdirecek."
Claude Lévi Strauss

5 Ekim 2009 Pazartesi

BİR SİMÜLASYON OLARAK AK PARTİ KONGRESİ

3 Eylül 2009 tarihinde, son 50 yılın belki de en güçlü siyasi partisinin kongresi yapıldı. 2001 yılında Türkiye’deki yerleşik siyasal anlayışı değiştirmek iddiasıyla kurulduğu ifade edilen AK Parti’nin yaklaşık olarak 8 yıl sonra siyasal alanın özünde herhangi bir değişikliğe gitmediğini, bir arpa boyu yol almadığını kongre öncesi ve sonrasıyla bir kez daha gördük. AK Parti 3. Olağan Genel Kongresi ne yazık ki bir simülasyon olmaktan öteye geçemedi. Genel Başkanın kim olacağı, Genel Başkanın konuşmasının içeriğinin ne olduğu, kimseye “mümkünse” söz hakkı verilmeyeceği, kimsenin aday olmaya, eleştirmeye, düşüncesini açıklamaya cesaret edemeyeceği, AK Parti’nin sütten çıkmış ak kaşık olduğunun oybirliği ile tasdik edileceği, delegelerin iradesinin ipotekli olduğu, bir kongrenin bizi beklediği aşikardı.


AK Parti 3. Olağan Kongresinde dışarıdan bakınca oldukça renkli ama içeriğe inildikçe renksizleşen bir yapıdan söz etmek mümkündü. “Biz hep birlikte Türkiye’yiz” sözü altında birçok farklılık ve renk nesneleştirilirken, aslında bunların hepsinin tek tip olmaya indirgendiği bir kongre hazırlanmıştı. Farklılık ve çeşitliliklerin simule edildiği ancak hiçbir zaman gerçekle buluşturulmadığı bir kongreyi izlemekle yetindik. AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan’ın konuşması ise içerik anlamıyla zengin sayılabilecek ama geleceğe umut vermesi açısından dar kapsamlı bir konuşmaydı: Erdoğan’ın iki saati aşan konuşmasında gönüllere hitap eden ama aklı içinde barındırmayan, aman dışarıda kimse kalmasın havasıyla hazırlanmış, toplumun her kesimine gül dağıtan, pragmatist hatta oportunist bir siyaset tarzının izdüşümlerini gördük. O nedenle ki tüm yorumcular, Başbakan Erdoğan’ın sözünden çok, salonun düzeninden, insanların bir disiplin halinde oturuşundan, renkliliğinden, coşkusundan ama bir o kadar da tek sesliliğinden bahsetmek zorunda olduklarını gördük. Çünkü içeriğe dair herşey zaten önceden belirlenmişti ve beklenenden farklı bir şey olması da beklenmiyordu! Hiç kimse şu soruyu sormuyordu, bu partinin nüvesinin ortaya çıktığı hareketin Fazilet Partisi’nin 2000 yılında yaptığı Olağanüstü Kongredeki haklı karşı çıkışı, böyle bir kongreye sebep olmak için mi yapılmıştı? Unutmayalım ki, söz konusu parti kongrelerinin en heybetlisini Adolf Hitler’in başında olduğu Nasyonal Sosyalist Parti yapardı. Tek liderin ve oligarşinin yarattığı simülasyonun peşinden giden Alman toplumunun yarattığı Juggernut’ın sonu hepimizin zihninde saklı. Hürriyet gazetesinden Şükrü Küçükşahin’in de yazısında ifade ettiği gibi salonda AK Parti Genel Merkezinin bir maketini oluşturup önünde Erdoğan’ı konuşturarak, 22 Temmuz gecesinin bir simülasyonunu yapmak, artık yeterli değildir. Mühim olan husus Erdoğan’ın iki saati aşkın konuşmasında ifade ettiği gerçekleri bir potada toplayarak, sentezini gerçekleştirecek akıl ve eylemi oluşturmaktır. Ne yazık ki delegelerin önüne açılımın ilkeleri adına bir kağıt parçası koyarak ve bu kağıdı dahi onların görüş ve önerilerine dahi sunmadan, noter usulü onaylatarak gerçek bir demokrasiye ulaşmak ve siyasetin alanını genişletmek mümkün değildir. 3 Ekim tarihindeki AK Parti Olağan Kongresi, son 50 yılın en güçlü siyasal hareketinin ve liderinin halen daha bir simülasyon içinde yaşadıklarını hatta bu simülasyonu gittikçe içselleştirdiklerini ortaya koymaktadır. Unutmayalım ki, simülasyon da yanlış yapsanız dahi gerçekte zarar görmezsiniz, ama gerçek hayatta simülasyonda yaptığınız hata size büyük bedeller ödetebilir.


Ne yazık ki, AK Parti’nin 3. Olağan Genel Kongresi bizlerde AK Parti’nin kurumsal ve yönetimsel olarak 21. yüzyıla hazır olmadığı intibaını oluşturdu. 8 yıl içinde Abdullah Gül (Cumhurbaşkanı olarak), Abdüllatif Şener (AK Parti’den ayrılarak) gibi kilit isimler devre dışı kalırken, birkaç kişi dışında parti yönetiminin sürekli aynı isimlerden ve benzer yaş grubundan oluştuğu, kadın ve gençlere sembolik değer verildiği, yeni görüş ve düşüncelerin hatta eleştirel düşünce sahiplerinin yerinin olmadığı, statükoyu savunan, güven ve sadakat esaslı bir parti yönetimi karşımıza çıktı. Kendi şehirlerindeki teşkilatlarda dahi oldukça sorunlu kabul edilen isimlerin, parti yönetimine kabul edildiği, gerekli ve olması gerekenden ziyade dengenin gözetildiği, dilimiz varmıyor ama giderek oligarşileşen bir parti yapısının söz konusu olduğu ve parti liderinin adeta “benden sonra tufan” dediği bir kongreyi üzülerek izledik. Ve aklımızda şu soru kaldı, bu kongre yapılmasaydı, çok mu farklı bir şey olacaktı? Açıktır ki Türkiye artık simülasyonlardan kurtularak ayağı yere basan bir siyaset tarzının ve söyleminin özleminde. Türkiye çok sesliliğe doğru yelken açmışken, AK Parti’de her geçen gün tek sesliliğe giden bir süreç söz konusu ki, toplum ile parti arasındaki bu zıtlığı Türkiye çok fazla taşıyamaz. AK Parti henüz köprüyü geçmiş değil ve son çıkışı umarız ki iyi kullanacaktır yoksa...



Sernur Yassıkaya

05.10.2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder