Günün Sözü

"Dünya, hayatına insansız başladı, hayatını insansız sona erdirecek."
Claude Lévi Strauss

23 Ekim 2009 Cuma

İsrail ve Azerbaycan ile sorunlar

Ermenistan ile Türkiye arasında imzalanacak protokollerin imza töreni için Zürih'e gitmeden önce dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu bir toplantı yapmıştı. Bu toplantı sırasında Cumhurbaşkanı Gül'ün, Başbakan Erdoğan'ın ve kendisinin dIş ziyaret takvimini de anlatmıştı. Gerçekten de Ekim ayı içinde baş döndürücü bir diplomatik trafiğe tanık olduk.


Türkiye'nin bölgesel bir güç olma iddiası taşıması ve bu role uygun bir siyaset geliştirmesiyle böyle bir yoğunluğun yaşanması doğal. Benzer şekilde dış politika konularını işleyen toplantıların, temasların, konferansların da sayısı artıyor. Bazen eşanlı gerçekleşen bu etkinliklerden hangisine gideceğini de insan şaşırıyor. Dahası duyup dinlediklerini, edindiği yeni bilgileri sindirme üzerinde yeterince düşünme imkanı bulmadan yeni konulara dalmak zorunda kalabiliyor.

Benzer bir kapasite yüklenmesi sorunu aslında Türk dış politikası için de söz konusu. Türkiye'nin vizyonunu hayata geçirmek için acelesi var. Bu anlaşılıyor. Ancak arada bir durup nefes almak, kurumların yeni gelişmelere uyum sağlaması için zaman ayırmak gerekiyor.

Yaptığınız büyük işlerin detaylarıyla uğraşmak için gerekli özeni göstermek projeyi diri tutmak açısında önem taşıyor. Havaya attığınız topların sayısı arttıkça bunları düşürmeden çevirebilmek zorlaşıyor, daha fazla maharet istiyor. Bir de sizin hızınıza uyamayan muhataplarınızın ne yaptığınızı anlamalarına fırsat tanımak açısından da arada bir nefes almak gerekiyor .

Bu yapılmadığında hem yorgunluk nedeniyle hata yapma ihtimali artabilir hem de gereksiz soruların sorulmasına, yanlış anlamalara yol açacak sözler söylenebilir. İlişkiler gerilebilir, sorunlar yaşanabilir. Bugün İsrail ve Azerbaycan ile yaşandığı gibi. Mesele kimin haklı kimin haksız olduğunda değil. En iyi niyetlerle uygulanan bir siyaset bile karşı taraflar açısından haklı ya da haksız uyum sorunları çıkarabileceğinden dikkatli olmakta yarar var.

Sonuçta Türkiye ile Azerbaycan'ın arasının çok açılması iki tarafın da çıkarlarına zarar verir. Benzer şekilde Türkiye'nin Ortadoğu'daki iddiası İsrail ile ilişkilerinin ve diyalogunun sürmesine de bağlıdır. 1990'lara göre bu ilişkide güç dengesinin değişmiş olması, İsrail'in geçen yılki Gazze saldırısıyla ilgili haklı eleştiriler, bu ilişkinin de itinayla yönetilmesi gerektiği gerçeğini değiştirmez.

Ortadoğu'ya yönelik olarak Türkiye ile İsrail'in yaklaşımları çatışıyor. Türkiye bölgede barışın tesisiyle ekonomik entegrasyona gidilmesini sağlamak için uğraşırken İsrail maksimalist iddialarını terk etmiyor. Filistin meselesinde olumlu ya da yapıcı hiç bir adım atmıyor. Ankara açısındansa bu sorunun nihayet hayırlı bir sonuca bağlanması önemli. İsrail'in en yakın destekçisi ABD yönetimi de Türkiye'nin yaklaşımını paylaşıyor ve İsrail ile ilişkileri gergin.

Pazartesi günü Obama yönetimine tam 27 çalışanını vermiş Brookings Enstitüsünün yöneticileri Strobe Talbott ve Martin Indyk İstanbul'da idiler. Bir öğle yemeğinde genelde Amerikan dış politikası ve Ortadoğu politikası hakkında konuştular. Onların anlatıklarından da Türkiye'nin bu dönemde ABD dış politikası açısından ne denli önemli bir müttefik olduğu ortaya çıkıyor. Ancak Başbakan Erdoğan'ın ABD ziyaretinde İsrail ile bugünkü kriz ortamı sürdüğü takdirde özellikle Kongre'den kaynaklanan sıkıntılar yaşanabileceğini de ihsas ettiler.

Sonuçta Türkiye'nin arzuladığı bölgesel düzeni kurması için vizyon tek başına yetmeyebilir. Bunun kurumsallaşmasına ve herkes tarafından paylaşılmasını sağlamak için de detayları işlemek gerekir.

Soli Özel / HaberTurk - 21.10.2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder