Yaşamın hızı saatle ölçülebilir bir nitelikte değildir. Bazen binlerce yıl çok kısa, bazen birkaç dakika çok uzun sürebilir. Bazen dünya daha hızlı döner, bazen dönmeyi unutur bile. Siz bakmayın fen derslerinde öğretilenlere; tarih, sosyoloji okuyun; sanatı izleyin göreceksiniz. İnsanlık tarihinin bazen koşar adımlarla yol aldığını, bazen de yerinde kıpırdamadan oturup, yıllarca zamana küs kaldığını fark edeceksiniz.
İçinde yaşadığımız yüzyıl birçok farklı isimlerle anılsa da kanımca en belirgin özelliği, tarihin hızının neredeyse Formula
1 standartlarına ulaşması. Zaman kuşkusuz hep bir halden diğerine dönüştürücüydü, lakin değişim bu yüzyıla dek hiç bu denli güçlü biçimde hissedilmemişti. Özellikle politik zemindeki hareketlilik bir öncekini algılayıp analiz etmenize fırsat tanımadan yenisi ile yüzleşmenizi gerektirebiliyor. Nitekim günümüz şartlarında tanımlanan verimlilik ve başarı kriterleri de bu değişimleri önceden görüp değerlendirmenize bağlı. Bu aralar sosyal Darwinizm her zamankinden daha da etkin bir biçimde gündemde; onun ifadesiyle 'hayatta kalmayı başaran, türlerin ne en güçlüsü ne de en akıllısı; aksine ayakta kalan, yalnızca değişime adapte olmayı en iyi bileni'.
Zaman akıp giderken bir yandan da değiştirdiğine göre Türkiye'deki değişim de kaçınılmaz. Önemli olan bu değişimin daha geniş kitleleri memnun edebilecek biçimde gelişmesi, kontrolsüz değil, güvenli ellerde şekillendirilmesi. Değişime adapte olma kabiliyetimizi test etmemiz gerekiyor, zira gücün formülü oralarda bir yerlerde gizli.
Günümüzün en önemli konusu olduğu için Kürt meselesinde uluslararası alanda neler değişiyor özetleyelim.
1- PKK, SSCB'nin çözülüş yıllarında ortaya çıkan ve gelişimini 'Yeni Dünya Düzensizliği' döneminde tamamlayan bir örgüt. Nitekim bu düzensiz zamanlar dünya dengelerinin, aktörlerin ve temel mücadele alanlarının kolayca tarif edilemediği çalkantılı dönemler. Böyle zamanlarda düzensizliklerin belirsizliklere yol açması, bunların birçok korku ve endişeyi tetiklemesi de doğal bir gelişme. Korku atmosferinin şiddeti körüklemesi ve dış dünyada gerçekleşen değişimleri tanımlayamayan, kendisine güvenini yitiren merkez devlet otoritesinin düşmanı dışarıda değil içeride araması da bunun tamamlayıcı detayları. Türkiye'nin 1980 sonrası yıllarının bedelini 2000'li yıllarda da ödemekte olmamız, bu nedenle anlaşılmaz değil. Ama şimdi işler farklı. Uluslararası düzen oturuyor ve Türkiye yerine yerleşiyor; üstelik bölgede oluşan büyük güç boşluğunu da doldurma iddiasıyla.
2- Ortadoğu ve Kafkasya bölgesindeki ilişkilerin bugüne kadar düşmanlık ve ötekileştirme suretiyle şekillenmiş olması gerçeği, yalnızca uluslararası etkilerle değil, aynı zamanda bölgenin içinden gelen bir isyan dalgasıyla da değişim rotasına giriyor. Ortadoğu'da yalnızca Batı'yı suçlayarak bir çözüm yaratmanın mümkün olmadığı ve artık kendi kaderlerine hakim olma zamanının geldiği inancı yaygınlaşıyor. Bu nedenle 'düşmanımın düşmanı dostumdur' felsefesiyle ve büyük devletlere payandalık maksadıyla şekillenen ve PKK'yı lojistik olarak besleyen ağ çöküyor.
3- ABD'nin yıllardır İsrail üzerinden yürüttüğü ve Ortadoğu'da başka güçlü devlet olmadan küçük parçaların birbirine düşmanlığından beslenen politikanın başarısızlığı görülüyor. Yeni Ortadoğu modeli ise bölgede çatışma değil, işbirliği üzerinden yürütülecek bir modele ve barışçı bir lider ülkeye ihtiyaç gösteriyor. PKK meselesi eğer siyaseten büyük hatalar yapılmazsa tarihe gömülmek üzere. Bu ise Kürt sorununun bittiğini değil, aksine yeni bir düzlemde bir başka sorunun başladığını gösteriyor. Bakalım bu soruna adapte olma yeteneğimiz nasıl olacak?
Deniz Ülke Arıboğan / Akşam - 19.10.2009
Günün Sözü
"Dünya, hayatına insansız başladı, hayatını insansız sona erdirecek."
Claude Lévi Strauss
Claude Lévi Strauss
23 Ekim 2009 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder