Sernur'un Yorumu: Dün TBMM'de hem muhalefet hem de iktidarca verilen görüntünün, Türkiye açısından düşündürücü olduğu açıktır. Dün TBMM çatısı altında gördüğümüz görüntü, Türkiye için çok kritik bir meselenin nasıl sulandırılabileceği ve bununla birlikte nasıl öznesinden çıkartılarak farklı tartışma alanlarına kaydırılabileceğini göstermektedir. Tabii bu noktada öteden beri "demokratik açılım" tartışmaları konusunda tutumları bilinen CHP-MHP ikilisi yerine çuvaldızı AK Parti'ye batırmak gerekiyor; AK Parti Ne Yapmak istiyor?
“10 Kasım” tartışmaları ile mecrasından uzaklaşan ve gerilimin arttığı bir süreçte, AK Parti milletvekili sayın Suat Kılıç'ın meclis kürsüsünde gerilimi artıracak açıklamalarının, ne yeri ne de zamanıydı. Sayın Kılıç'tan gerilimi düşürecek ve kamuoyundaki hiç olmazsa 10 Kasımla ilgili soru işaretlerini sona erdirecek açıklamalar yapması idi. Ama kendisi anlaşılan ki tam tersini düşünüyordu. Sayın içişleri bakanı ne kadar basiretli davrandıysa, sayın Kılıç bunun tam aksini yaptı. Bu durum AK Parti'nin süreci yönetmede iletişim eksikliğini tüm çıplaklığı ile ortaya koymaktadır. İletişim teknolojilerinin son derece geliştiği ve AK Parti gibi son derece geniş bir teşkilat tabanına dayanan bir partinin, 6 aya yakın zamandır kamuoyunu hatta kendi tabanını, "Milli Birlik Projesi-Demokratik Açılım Süreci" ile ilgili yeterince aydınlatacak iletişim çabasına gir(e)memesi düşündürücüdür. AK Parti unutmamalıdır ki kamuoyu ile arasında iletişim bağı ne kadar açılırsa, kaybeden kendisi olacaktır. Bu durumun son noktası yapılan “10 Kasım” seçimidir. Bu seçimin muhalefet tarafından ajite edileceğini görmemek mümkün değildi. Her ne kadar AK Partili yetkililerin sundukları argümanlar “normal şartlar” altında anlamlı gözükse de, mevcut oluşturulan ortamın pek de normal olmadığı ve iletişim hataları neticesinde, özellikle ülkenin Batı kesimlerinde, ajite edilmeye hazır, artan hassasiyetin göz önünde bulundurulması siyaseten ilk akla gelecek unsur olmalıydı. Eğer ki söz konusu açılım tartışmaları üstünde zaten yeterince artmış gerilimin daha da artması istenmiyorsa, 10 Kasım tarihi ilk görüşmede seçenk dışı bırakılmalıydı. Şeytanın avukatlığını bir an yaparak, “acaba AK Parti gerilimi artırarak, kendisi için çıkmaza girdiğini düşündüğü açılım sürecinin maliyetinden, CHP, MHP ve DTP üstüne yükleyerek kurtulmak mı istiyor” diye düşünecek olursak; böyle bir durumda dahi en çok zararı görecek olanın AK Parti olacağı ve maliyetin sadece Kürt meselesinde değil, dış politikadan ekonomiye her alanda fazlalaşacağını söylemek yanlış olmayacaktır. AK Parti için geri dönüşü olmayan bir yola girilmiştir.
Bugünkü yazısında Şamil Tayyar, AK Parti'nin açılım sürecinde yapmış olduğu 15 hatayı ifade ederek aslında AK Parti'ye yeni bir yol haritası sunmaktadır. Sayın Başbakan Erdoğan'ın Habur'da yaşananlar sonrasında "Gerekirse Sil Baştan Yaparız" sözü bu yol haritası ile anlam kazanacaktır. Evet, demokratik açılımın özü korunarak "sil baştan "yapmak gerekiyor. Önümüzdeki günlerde yapılacak oturum bu yeni başlangıcın miladı olmalıdır. AK Parti öncelikle “suskunluk sarmalı”na girmiş olan kendi teşkilatına eğilmeli, giderek daha heterojen bir görüntü veren ve teşkilatın bir kısmında zaten açılım sürecine baştan muhalefetin olduğu, popülist milliyetçiliğin kök saldığı, hastalıklı alanları temizlemek ve tedavi etmek durumundadır. AK Parti teşkilatını demokratik değerlere uygun şekilde yeniden tanımlamalı ve yenilemelidir. AK Parti öncelikle kendi içinde bir demokratik açılım süreci yapmalıdır. Bu başlangıç kendisi için yolun yarısını aşmak anlamına gelecektir. AK Parti unutmamalıdır ki, 21. Yüzyılda Türkiye’nin küresel sistemdeki konumu, “Milli Birlik Projesinde” göstereceği başarı ile birebir orantılıdır. Bu çerçevede iletişim kanallarının kılcal damarlara kadar uzanmasını sağlayacak; şeffaf, sorumlu, yatıştırıcı ve sade bir siyaset dilinin kullanıldığı, parti içindeki akil adamların daha çok öne çıktığı yeni bir sürecin başlatılması gereği açıktır.
Sernur Yassıkaya
11.11.2009

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder