Bahçeli dün, demokratik açılama ilişkin genel görüşmede “89 yıllık meclis tarihinin en talihsiz günlerinden birisini yaşıyoruz” diyordu.
TBMM dün Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez Kürt sorununu cepheden karşısına alıp konuşuyordu. Tarihinin demokrasi açısından en anlamlı günlerinden birisini yaşıyor, Kürt milletvekilleriyle, iktidar milletvekilleriyle demokrasi tartışması yapıyordu.
Bahçeli ile siyasi fikirdaşı Baykal'ın böyle bir günü hazin, vahim, talihsiz görmeleri tarihe geçecektir…
Siyasi partilerin temsilcilerinin siyasi alanda, siyaset karşısında, siyasetsizliği savunmaları Türkiye'nin kırması gereken fasit dairesidir.
Tarih hızlanıyor…
Ermeni açılımı, Alevi açılımı, Kürt açılımı sıradan gelişmeler değil…
Kürt açılımı konusunda somut adımlar gelecektir buna şüphe yok.
Şöyle demiştik dün:
“Sorunları muhataplarıyla, en geniş katılım dairesinde, en önemlisi etkileşim içinde tanımlamaya ve çözüm aramaya yönelen bir tutum var ortada. Bunun, bu süreçlerin varlığı bile kendi başına bir siyasettir, üstelik toplumsal açıdan 'kurucu siyaset'tir…”
Ve devam etmiştik:
“Türkiye bir yanda bu gelişmelere tanıklık yapıyor, diğer yanda siyasi temizlik istikametinde sert bir kavga yaşıyor…”
Bu konuda son haber, daha doğrusu skandal-haber şu:
Aralarında İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı'nın da olduğu 56 hâkim ve savcı mahkeme kararıyla dinlenmiş
Bu durum iki soruyu akla getiriyor.
İlk soru şudur: 56 hâkim ve savcı dinlenmesi yargının bağımsızlığına ya da yargı yönelik siyasi bir müdahale midir?
İkinci soru ise şöyle sorulabilir: Bu ülkede kimi hâkim ve savcılar mahkeme kararıyla dinlenmeyi gerektirecek kadar karanlık, gayri meşru siyasi ilişkilere, kalkışmalara girişmişler midir?
Aslında ilk bakışta ve Türkiye gerçeğini dikkate alırsanız iki şık da doğrudur.
Demokratik bir ülkede, bir hukuk devletinde 56 hâkim ve savcının mahkeme kararıyla da olsa, dinlenmesi doğal değildir. Özellikle mahkeme kararının bakanlık müfettişlerinin talepleri sonucu alınması sorular doğurur. Soruların varlığı mutlaka bu adımların siyasi ve gayrimeşru olduğu anlamına da gelmez.
Nitekim terazinin diğer kefesi çok daha ağır basıyor.
Türkiye'de derin devlet, resmi devlet, Ergenekon, nasıl adlandırırsanız adlandırın, bu tür oluşumların en derin noktası gerek zihniyet gerek yapılanma açısından yargı ve yüksek yargıdır.
Bu duruma Türkiye son yıllarda çok yakından tanıklık yapıyor.
Kerinçsizler gibi grupların yaptıkları suç duyularıyla 1915, düşünce özgürlüğü, Kürt sorunu üzerinden alınan kararlar, bunların Yargıtay'da gördüğü kabuller ya da Anayasa Mahkemesi'nin tarihe geçecek 367 kararı veya açılan “çakma” kapatma davası bunların önde gelenleri…
Beteri HSYK'nın hem Ergenekon sürecinde, hem JİTEM davalarına savcı değişiklikleriyle müdahale etmek istemesi, Ergenekon soruşturmacılarının üzerinde kurdukları baskı, üst düzey görevliler arasında bu çerçevede yaşanan kutuplaşmadır…
Bağımsızlığı ayrı bir tartışma konusudur ama Türkiye'de hiçbir şekilde tarafsız olmayan bir yargı düzeni olduğu ortadadır.
Bu düzen sadece kanunlar ve kurallar açısından değil, özellikle aktörler, yani savcı ve hâkimler açısından da böyledir.
Siyasi meşrebe göre hareket ve karar yargının ortak davranışı içinde oluşan en hafif durumdur.
Neşter buraya atılıyor.
Bu bir temizlik işaretidir.
Türk usulü temizlik herhalde böyle yapılıyor.
Ali Bayramoğlu - Yeni Şafak - 14.11.2009
Günün Sözü
"Dünya, hayatına insansız başladı, hayatını insansız sona erdirecek."
Claude Lévi Strauss
Claude Lévi Strauss
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder