Türkiye’deki demokrasi, hukuk ve özgürlük mücadelesi arttıkça, “Boza”cının şahidi “Şıracı”lar da birer birer kendilerini gösteriyorlar. Statükonun varlığı tehlikeye girmeden önce ne kadar demokratik ve özgürlükçü olduklarını dinlediklerimiz ve okuduklarımızın gerçek yüzleri ile karşılaşıyoruz. Bu insanları belirlemek için çok gerilere gitmeye gerek yok, 27 Nisan 2007 tarihinden başlamak üzere kimi gelişme ve süreçlere bakmamız yeterli olacaktır.
Şıracı olmak isteyenlerin özelliklerini şu şekilde sıralayabiliriz:
• Statükoya yamanarak siyasi gelecek tasavvuruna girerler.
• Statükoya yamanarak mevcut nimetlerinden, kısa sürelide olsa, (çünkü her an fikir değiştirebilirler) faydalanmak isterler.
• Statüko ne söylerse doğru, sivil iktidarlar ağzıyla kuş tutsa yanlıştır.
• Demokrasi anlayışında bazı kurumlar, diğer kurumlara göre daha üst konumdadır. Bu kurumların uzun yıllara yayılan ve giderek aşikarlaşan yozlaşmışlığının ve Türkiye için handikap oluşturan yapısı sorun değildir.
• Kendilerine anlatılan, gölün maya tutmasına inanırlar da dünyanın yuvarlak olduğuna inanmazlar.
• Demokrasi ile ilişkileri çıkarları ile direkt ilişkilidir. Onlara göre “ne kaa ekmek o kaa demokrasi”dir.
• Türkiye’yi, ilköğretim ve lise sıralarında gördükleri inkılâp tarihi derslerinin oluşturduğu resmi tarih penceresinden okurlar.
• Statükonun dilini, demokrasinin ve özgürlüklerin diline tercih ederler.
• Bu insanlara göre “sivil darbe” tehlikesi vardır. (Bu her ne demekse, herhalde seksen yıldır bu ülke insanını kamplara bölen statükonun değişmesini kastediyorlar ki bu onlar için son derece olumsuz bir değişimdir.)
• Bu ülkede yaşanan üç askeri darbe, bir post-modern darbe ve bir e-muhtıra sanaldır. Aslında bunların tüm sorumlusu siviller ve onu destekleyenlerdir.
• Bu insanlara göre “Genç Subaylar Rahatsız” başlığı ve ortaya saçılan darbe günlükleri önemsiz ayrıntı, 27 Nisan e-muhtırası nazik bir uyarıdır (“TSK’de görüşünü açıklamış, ne var bunda canım” derler) ve bunlar TSK’yı yıpratmaz. Ama TSK içindeki sivil iradeye dönük hazırlanan ve gerçekliği giderek netleşen ve büyük bölümünün doğru olduğu anlaşılan belgeler TSK’yı yıpratmaya dönük faaliyetlerdir. Hele ki bu belgeler yıllarca halk üzerinde statükonun meşruiyetini sağlamış, 28 Şubat gibi post-modern darbelere çanak tutmuş yayın organlarında yayınlanmamışsa, gerçeklikle ilişkisi olamaz! Aslında tüm bunların sebebi de, bir cemaattir!
• Halka karşı psikolojik operasyon düzenlenmesi normaldir; halk buna müstahaktır çünkü halk güdülmesi gereken koyunlardır.
• Değişmeyen tek şey statükodur, gerisi de teferruattır.
• Şıracılara göre on yıl öncesine kadar Kürt yoktu, Diyarbakır Cezaevi yoktu; Yahudi, Ermeni ve Rum kökenli vatandaşlar, mütedeyyin insanlar “içerideki düşmanlar”dı.
• Halk plaja akın etmekte, vatandaş denize girememektedir.
• Türkiye’nin 80 yıldır çektiği demokrasi zaafının nedeni, gizli iktidarını devam ettirmek isteyen bürokratik-elit yapılanma değil, sivil iktidarların yetersizliğidir.
• Güneş balçıkla sıvanamadığında bile sıvamaya çalışırlar; çünkü onlar için statükonun söylemi her şeyden önemlidir. Onlar özne ile değil, belgelerin nasıl sızdığı ile kimin sızdırdığı ile ilgilenirler. Watergate skandalını ABD’de ortaya çıkaran muhabirin (Derin Gırtlak) kimliğini ancak 30 yıl sonra açıkladığını görmezden gelip, “neden bu muhbir kimliğini açıklamıyor” gibisinden sorular sormaktan geri de durmazlar!
Neyse ki Türkiye’de halkımız statükonun sahibi olduğu bu seslere artık prim vermiyor. Halkımızın sağduyusu, şehirleşmenin ve eğitim seviyesinin gösterdiği artış ve iletişim teknolojilerindeki gelişim ile beraber demokrasiye daha çok sahip çıkıyor. Demokrasi, refah ve hukukun çerçevesini çizdiği, prangalarından kurtulmuş güçlü bir Türkiye için sivil iradeye tüm gücüyle destek veriyor. Statükoyu merkeze alarak siyasetlerine ve kalemlerine yön vermeye, sivil siyaseti sanal tehditler ile yıkmaya çalışanların mumunu yatsı olmadan söndürüyor. Türkiye bugün, sivil toplumun önderliğinde 21. Yüzyıla yelken açmıştır. Yelkeni dolduran rüzgâr da halk iradesidir. Halk iradesinin eksenini de şu ya da bu cemaat ya da şahıs değil, demokrasi ve özgürlükler oluşturmaktadır.
Sernur Yassıkaya
16.11.2009
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder