Hükümet çevreleri, asıl meselenin “Bitirme Planı”nın orijinalinin kim tarafından ve neden şimdi sızdırıldığı değil; ilk etapta neden hazırlandığı olduğunu söylüyor
Ankara’da kulaktan kulağa fısıldanan, hem muhalefet hem de hükümet üyelerinin özel sohbetlerde dillendirdiği en önemli konu, nedense medyada tek satır geçmiyor. Tartışılan, Taraf gazetesinde yayımlanan ‘İrticayla Mücadele’ belgesinin basına sızmasında Fethullah Gülen hareketinin oynadığı iddia edilen rol...
Kimin aldığı önemli mi?
Cemaatin Ergenekon sürecinde oynadığı iddia edilen rol, emniyet istihbarattaki ağırlığı ve son dönem ortaya çıkan belgelerin TSK’yı sarstığı ortada.
İşte tartışma burada başlıyor. Kimileri belgeleri üçüncü bir gücün ortaya çıkardığı tezini, bu belgelerin içeriğinden daha vahim buluyor. Kimileri ise olaydaki cemaat boyutunun değil, Türkiye’de askerin demokratik normlara çekilmesinin daha önemli olduğu düşüncesinde.
Peki hükümetin bu kavgaya bakışı ne? Zira Şemdinli olayları sonrasında, cemaatin sürece ilgisi ve dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın iddianamede anılması ters tepti. O süreçte Genelkurmay Başkanı’na yönelik yargı ve internet kampanyasından rahatsız olan Başbakan Tayyip Erdoğan, Büyükanıt’ın kararnamesini erken imzalamıştı.
Şimdi ise durum farklı. Ortada 2006’dan daha güçlü bir AKP var. Üstelik 27 Nisan muhtırasını yaşamış, ardından gelen ‘Lahika’ ve ‘Bitirme Planı’ belgelerini okumuş, incelemiş bir hükümetten söz ediyoruz.
Hükümette görüştüğüm kaynaklar, belgelerin asker içinde cemaate yakın isimlerin çabalarıyla çıkarılmış olabileceği iddialarının ‘çok önemli olmadığı’ görüşünde: ‘Kimin ne için çıkardığı, neden şimdi çıktığı önemli değil. Yargı sürecinin işlemesi önemli.’ Hükümete göre bu ‘kaos ortamı’ değil, demokrasinin yeşerme sancıları.
Eskiden de sızardı
Bir bakan, böyle belgelerin geçmişte de üretildiğini, hatta karargâh dışına sızdığını, ancak şimdiye kadar kimsenin bunları yazmaya cesaret edemediğini hatırlattı. (AKP kurmaylarından Dengir Mir Mehmet Fırat dün Hürriyet’e Sarıkız ve Ayışığı belgelerinin zamanında benzer bir biçim ve üslupla kendilerine postalandığını doğruladı.)
Ankara’da Şemdinli iddianamesi sonrası hissettiğim askere anlayış gösteren, ‘Eyvah birileri askerle aramızı bozuyor’ psikolojisini görmedim. Çünkü bu yeni belgede hedeflenen yalnız cemaat değil aynı zamanda hükümetin ta kendisi. Dolayısıyla belgelerin çıkması ve medyaya yansımasından rahatsızlık yok. Başbakan’ın sıkıntılı olmadığı, rahatlığı, tüm fotoğraf karelerine yansıyor.
Hükümetin kritik pozisyonlarında konuştuğum birçok kişi, Dursun Çiçek’in kendi inisiyatifiyle değil, refleksif olarak sürekli bu tarz belgeler üreten bir birimde çalıştığı izleniminde. Şimdiki fark ise, artık bunun normal işleyiş değil ‘ciddi bir anayasal suç’ olarak görünmesi. Türkiye’nin Şemdinli’den bu yana kat ettiği mesafe bu.
Görüştüğüm siyasilerin asıl istediği, Taraf gazetesinde iddia edildiği gibi ‘şunun bunun kellesi’ değil. Temenni, Genelkurmay’ın artık ‘bu tarz belgeler üreten’ birimlerini kapatıp, askerin demokratik işleyişteki yerini yeniden tanımlayan topyekün bir ‘zihniyet değişimine’ gitmesi. Yani tank-tüfek almak ötesinde, askerin zihniyet dünyasında bambaşka bir ‘modernizasyon’.
Muhalefeti kızdıran konferansın ikincisi bugün başlıyor
Kendimi ihbar ediyorum. Bugün İstanbul’da Atlantik Konseyi’nin düzenlediği ‘Diyalog: Türkler ve Iraklı Kürtler arasında Güven’ isimli bir konferans başlıyor. Katılmakla kalmıyorum, bir panelde konuşmacıyım. Hem de Mesud Barzani’nin özel kalemiyle aynı panelde. Asın beni!
Aynı konferansın birinci etabı, Nisan’da Washington’da yapılmış, konferansı düzenleyen David Philips görüşlerini internette yayımlayınca Türkiye’de kıyamet kopmuştu. CHP’den Onur Öymen ve MHP’den Oktay Vural, ‘İşte Kürt açılımı Amerikan Planı Çıktı!’ diye basın toplantıları düzenlemiş, katılımcıları da adeta‘vatan haini’ ilan etmişti.
İnsan böyle bir ithamla karşı karşıya kalınca ne yapacağını bilemiyor. Oysa o toplantı, bırakın gizli planı, Türkiye’de herhangi bir televizyon kanalında konuşulanların çok gerisindeydi. Türkiye’de Kürt açılımı zaten başlamış, Cumhurbaşkanı Gül ‘Tarihi fırsat’demişti. PKK’nın dağdan indirilme sürecinin adımları hazırdı. Toplantıya gitmeden önce rastladığım üst düzey bir diplomat, davetli olduğunu ama gitmeyeceğini söyledi: ‘Biz zaten Kuzey Iraklılarla doğrudan görüşüyoruz. Şimdi aynı adamlarla görüşmek için neden ta Washington’a gideyim?”
İşin komiği, Washington toplantısı Kürtler açısından da sönüktü. Ne Amerikalı ne Türk yetkili vardı. Iraklılar büyük hevesle gelmiş, karşılarında ise yalnız ben, Cengiz Çandar, Doğu Ergil ve SETA Vakfı’ndan Nuh Yılmaz’ı bulmuşlardı!
Ermenistan nasıl tehdit olmaktan çıktı?
İstihbaratçılar, haber olmayı sevmezler. Sessiz sedasız, devlet politikasını uygulamayı, kamuoyunun hiç duymadığı süreçleri yönetmeyi severler.
Yine de MİT Müsteşarı Emre Taner’in 2006’da Kuzey Irak’a giderek Mesud Barzani ile yüz yüze görüşmesinin, Türkiye’nin Kuzey Irak’la ilişkilerinde yeni bir sayfa açtığı, açılım sürecine zemin hazırladığı biliniyor. 2006 gezisi öncesinde Ankara bölgesel çıkarları ve global dengeleri gözden geçirerek yeni bir anlayış geliştirmişti: Türkiye’nin çıkarları, Kuzey Irak’la düşmanlık değil, stratejik dostluktan geçiyor. Bu sayede yıllarca ‘aşiret lideri’, ‘eşkiya’ diye aşağılanan Mesud Barzani, zaman içinde ticaret ve güvenlikte önemli bir partner haline geldi.
Kamuoyunda bilinmeyen, Ermenistan’la diyalog sürecinin de benzer bir geziyle başlamış olması. Erivan ve Ankara arasında diyaloğun kritik başlangıç aşamasında, MİT Müsteşarı Emre Taner Erivan’a giderek Ermenistan gizli servis başkanıyla görüşmüş. Ermenistan’da belli bir yaş üzerindekilerin çoğu Türkçe konuşuyor. İki istihbaratçı arasındaki görüşmenin, Türkçe gerçek-leşmiş olma olasılığı bile var.
Cumhuriyet tarihinde bir ilk olan bu ziyaret, bir asırlık düşmanlığı yumuşatmada önemli rol oynamış. Görüşmenin gerçekleşmesi, Ermenistan’la gizli temasları yürüten ve protokoller üzerinde çalışan diplomatları da rahatlatmış. Geçmişte hem ASALA, hem de PKK’yı destekleyen Erivan yönetimi, bu yeni süreçte Türkiye’yi bir tehdit değil hatta uzun vadede bir partner olarak algılamaya başladı. En önemlisi, Ermeniler PKK’ya destekten vazgeçiyor.
Aslı Aydıntaşbaş - Milliyet - 02.11.2009
Günün Sözü
"Dünya, hayatına insansız başladı, hayatını insansız sona erdirecek."
Claude Lévi Strauss
Claude Lévi Strauss
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder